Hatay-Antakya Rehberi. Ne Yenir? Nereler Gezilir?


Gezilerim

Ülkemizin bir köşesindeki, güzel şehirlerimizden Antakya’da; nereyi gezelim, nereyi görelim, ne satın alalım, ne yiyelim gibi soruların cevapları, işte bu yazıda. Antakya’yı gezdim ve gördüklerimi sizinle paylaşıyorum.

ULAŞIM:

Antakya, belli başlı merkezlere bir hayli uzak. Ama: Tur şirketleriyle veya buralara yakın yerlere gittiğinizde, özellikle bu şehre uğramanızı tavsiye ediyorum. Çünkü, gerçekten ve özellikle antik dönemde büyük önemi olan bir şehir. Evet: Antakya-İstanbul: 1131 km. Antakya-Ankara ise; 682 km. THY tarifeli seferi bulunması avantaj sayılabilir.

antakya-tarihi-bina

TARİHİ SÜREÇ:

Kent, tarihte, ilkçağlardan başlayarak, bütün uygarlıklar için önemli bir yerleşim yeri olmuş. Burada; MÖ.4 binden, günümüze kadar, Anadolu’da kurulmuş birçok uygarlığın, kültürün ve inancın izlerini görmek mümkün.
Evet, kentin eski adı; Antıoch. Büyük İskender’in ölümü üzerine, generallerinden Babil saprapı Seleucos tarafından, MÖ.300 yılında kentin kurulduğu söyleniyor. Seleucos, kente, babasının adı olan “Antiochus” adını verir. Araplar tarafından ise, kent: Antakiye, Batı dillerinde ise, Antiochia olarak bilinmektedir. Kent, Anavatan’a katıldıktan sonra, Antakya adını alır.

antakya-tarihiMÖ.64 yılında, kentte Roma egemenliği görülür. Bu dönemde: Roma imparatorluğunun önemli eyaletlerinden biri haline gelir. Öyle ki; Roma ve İskenderiye’den sonra, dünyanın üçüncü büyük kenti ve Suriye’nin başkenti olur.

MS.340 ve 528 yılları arasında; yangın ve deprem gibi doğal felaketler; kenti yakıp-yıkarak yok eder. Ancak, Bizans imparatoru İustinanios tarafından, kent, yeniden imar edilir. 638 yılında, Araplar’ın işgali görülür. Sonraki dönemlerde ise, Bizans ve Araplar arasında, sürekli olarak el değiştirir. 1084 yılında, Türk’ler bölgede görülür.

Antakya’da iki devlet kurulduğunu söylemiştim. İlk devletin kuruluşu: 1098 yılında, Kudüs için seferler düzenleyen Haçlılar bölgeye gelir. Kent kuşatılır ve ele geçirilir, Antakyada bir devlet kurulur. Bu Antakya Haçlı Devleti; 171 yıl devam eder. 1268 yılında, Memlüklüler tarafından yıkılır. 1561 yılında, Osmanlılar kenti ele geçirir. 1918 yılında ise; Fransızların işgali gündeme gelir. 1921 yılında imzalanan Ankara Andlaşması ile, kent, Fransız idaresine terk edilir ve atanan bir vali tarafından yönetilmeye başlanır. 1937 yılında: önce Suriye ve sonra Hatay’ın bağımsızlığının kabulü görülür. 1938 yılında ise; Hatay Meclisi toplanır ve Hatay Devleti resmen kurulur. Yani tarihte kentte kurulan ikinci devlet gündeme gelir. Ancak, kurulan bu devlet, on aylık süre sonunda, 1939 tarihinde, Anavatan’a, Türkiye’ye katılır.

İmparator ve gezginler; tarih boyunca, kent’e hayranlık duyarlar ve “Doğunun Kraliçesi” olarak tanımlarlar. Roma döneminde; MS.4 ncü yüzyılda yaşamış ünlü tarihçi yazar Marcellinus; ” Dünyada hiçbir kent, ne topraklarının bereketi, ne de ticaretteki zenginliği bakımından, bu kenti geçemezdi ” diyerek, Antakya’nın antik dönemdeki önemini ortaya koymaktadır.

GENEL:

antakya-koprusuBu şehir; insanları büyüleyen bir abide gibidir.
Asi nehrinin bereket saçtığı topraklar üzerine kurulmuştur. Asi nehri kenti ikiye böler ve kent yaşamında önemli bir yeri vardır. Modern yerleşim, nehrin batı yakasında gelişirken, doğu yakasıdaki eski kent ise, günümüzde halen değişime direniyor. Özgün mimari dokusunu muhafaza etmeye çalışıyor. Kentte yaşayan insanların çoğunluğu, yoğun şekilde arapça konuşmakta. Dükkanlarda arapça isim levhaları görmeniz mümkün. Kentin sokaklarında, arap plakalı araçları gördüğünüzde önce şaşıracaksınız, ama daha sonra bolluğuna alışacaksınız. Zaten, yörenin insanı, yoğun şekilde, Suriye’ye geçmekte ve oradaki yaşantıyı günlük yaşantısına çoğu kez eklemekte. İnsanlar; sabah Suriye’ye geçip, akşam yine geri dönebilmekte. Yani: Suriye ile çok sıkı ilişkileri var. Bir yandan da; Suriye devletinin, bu bölge üzerindeki dayanaksız hak iddiaları ve bir kısım haritalarında, bu bölgeyi kendi sınırları içinde gösterdiklerine elbette tanık olmuşsunuzdur. Elbette, bu boş iddiaların hayalden öteye geçemeyeceği aşikar.

Neyse, biz gezimize devam edelim. Bize düşen görev: buraları gezip-görmek, tanımak ve sahip çıkmak. İnsanlar bilmediklerine sahip çıkamazlar. Evet; Hatay’da, tarihi süreç içinde, kentin adını taşıyan iki devlet kurulmuş olması ilginç. Ayrıca: burada, üç din buluşmuş. Cami, kilise ve sinegog yan yana. Ezan sesi, çan sesi birbirine karışıyor. Ama; inanın kimse kimseye karışmıyor. Bu yüzden; UNESCO tarafından, kent ” Barış Kenti ” seçilmiş.

ANTAKYA’DA NE SATIN ALINIR:

Antakya’da, uzun çarşıdan veya yerel pazarlardan: küflü peynir, nar ekşisi, biber salçası, pul biber, defne sabunu satın alabilirsiniz. Harbiye’nin ipek mamülleri de gerçekten güzel.

ANTAKYA’DA NE YENİR-NE İÇİLİR:

Peynirli künefe tatlısını mutlaka tadın. Künefe, hiçbir yerde buradaki kadar lezzetli olamaz. Şalgam suyu için. Evet, humus. Birkaç çeşidi olan bu meze türü yiyeceği mutlaka ve mutlaka tadın.

GEZİ ROTASI:

Geziye başlamadan önce: Antakya şehrindeki en önemli turizm bölgelerinden olan: Antakya Mozaik Müzesi ve St.Pierre Kilisesi hakkındaki ayrıntılı yazılarım: yine bu sitede, kendi isimleri altında bulunmaktadır. Gezinize başlamadan önce, lütfen o yazıları da özellikle incelemelisiniz.

Evet; şehir içindeki gezimize tam merkezden başlıyoruz. Merkezde; Cumhuriyet Meydanında, köprü üzerinden bir süre asi nehrini seyredin.

ASİ NEHRİ:

Kuzey yönünde akıyor. Dünya üzerinde, Mısır’daki Nil Nehrinden sonra, aynı özelliği taşıyan ikinci nehir. Yani: bulunduğu yarımkürenin tersine akıyor. Zaten, bu nedenle “Asi” ismini almış. Kaynağı: Lübnan dağlarında. Antakya’nın içinden geçen ve bir kanal haline getirilmiş olan yatağı: yaklaşık 2 km. uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğinde.Buradan sonra: Amik gölüne yöneliyor. Ama; yanlış politikalar sonucu, Amik gölü kurutulunca, doğanın dengesi bozulmuş. Yaz-kış akan Asi nehri, kışın şiddetli akmaya ve yazın kurumaya başlamış. Kokan bir nehir haline gelmiş. Yinede; Asi nehri, Antakya ile bütünleşmiş. Kıyısındaki; çay bahçeleri ve kafeteryalar veya gezi yollarında yürüyebilir, zaman geçirebilirsiniz. Özellikle de; nehir kıyısında uzanan, büyük Belediye Parkı çok güzel. Büyük ağaçlar ve güzel çiçeklerle kaplı bir mekan. Burada; biraz zaman geçirmenizi öneririm.

Evet: Asi nehrini gördükten sonra; Cumhuriyet Meydanındaki; Antakya Arkeoloji (Mozaik) Müzesine girin. Bu müze ile ilgili ayrıntılı bilgi, yine bizim sitemizde bulabilirsiniz. Lütfen oradan okuyarak, müzeyi gezin.

Müze gezisinden sonra; yine aynı meydanda bulunan; Hatay Devleti Meclis Binasını görmelisiniz.

HATAY DEVLETİ MECLİS BİNASI:


Kentin tam merkezindeki bu bina, 1927 yılında, Fransız mimar Leon Benju tarafından, Antakya’nın ilk sinema salonu olarak yapılmış. Bir dönem, Hatay Devlet Meclisi ve Belediye Binası Salonu olarak da kullanılmış. Daha sonraki süreçte, 35 yıl, yine sinema salonu olmuş. Daha sonra ise, yine uzun yıllar boş kalmış. Özel bir şahsın mülkü. Hatay’ın 1938 yılında bağımsızlığını kazandığında, Hatay-Meclissalon Hatay Devlet Meclisi olarak tahsis edilmiş. 40 üyeli Hatay Meclisi, ilk toplantısını, 2 Eylül 1938 tarihinde, burada yapmış. Daha sonra ise, 9 ay boyunca, Belediye Binası olarak kullanılmış. 23 Temmuz 1939 tarihinde ise, Hatay’ın Anavatan’a katılmasıyla, yine sinama salonu olarak kullanılmaya başlanmış, ta ki 1970 li yıllara kadar.

Ancak, 1970 li yıllardan sonra, sinema salonu, daha çok erotik sinema filimlerinin gösterildiği bir mekan haline dönüşmüş. Meclis Binası olarak kullanılan mekanda, erotik sinema filimlerinin gösterilmesi, Hatay’a yakışır bir durum olmaktan çıkınca, binanın tarihi meclis salonunun;kültür ve sanat merkezi olarak hizmet verir hale getirilmesi için çalışmalar yapılmış. Sonuçta: bugün, vatandaşların çekinmeden gelerek, çayını ve kahvesini içebileceği bir mekan haline getirilmiş. Ayrıca; Hatay Devletine ait bir kısım obje sergileniyor.

Evet; Hatay Devlet Meclis Binasını da gezdikten sonra: yine Antakya şehir merkezinde bulunan Habib Neccar Camiini gezin.

HABİB NECCAR CAMİİ:

antakya_hatay_habibi_neccar_camii_mosque

Kurtuluş caddesiyle Kemalpaşa caddeleri kavşağı üzerinde. Hıristiyanlığın kabulünden sonra, bir Roma pagan tapınağı olan bu yapı, kiliseye çevrilir. Ne zaman? MS.638 yılında. Türk’lerin bölgedeki egemenliği üzerine ise, camiya dönüştürülür. Anadolu’da yapılan ilk cami olarak biliniyor. Bu yüzden; orjinal. Şehrin çeşitli kereler el değiştirmesi ve depremler sonucu yıkılan cami, birçok kez onarılır ve son halini 19 ncu yüzyılda alır. Caminin kuzeybatı köşesinde, yerin 4 m. altında, İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu yüzden, iki havari ile birlikte öldürülerek şehit edilen Habib Neccar’ın mezarı var. Caminin avlusunda da, İsa’nın havarilerinden: Yuhanna ve Yunus’un mezarları bulunuyor. Habib Neccar’ın adı: Kuran-ı Kerim’de, “Yasin” suresinde geçmekte. Halk arasında; türbe ziyaretinin çeşitli hastalıklara iyi geldiği rivayet ediliyor. Sonuçta; türbe, hem müslümanlar ve hem de hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilerek ziyaret ediliyor.

Evet; Habib Neccar ile ilgili anlatılan bir öykü var. Kaynak ise: Kuran-ı Kerim, Yasin suresi. Şöyle ki: ” MS.40 lı yallarda, İsa, havarilerinden Yuhanna ve Pavlus’u; Antakya’ya gönderir. Bu iki elçi, Antakya’ya girerken, koyunlarını otlatan marangoz Habib Neccar (Neccar: marangoz demektir) ile karşılaşırlar. Habib; hasta oğlunun elçiler tarafından iyileştirilmesi üzerine, İsa’nın getirdiği dine iman eder. Ancak; Antakya’lılar, elçileri hoş karşılamazlar ve onları hapse atarlar. İsa, bunun üzerine, Barnabası, yani üçüncü elçiyi Antakya’ya gönderir. Elçilerin tüm çabalarına rağmen, halk, İsa’nın dinine inanmaz ve elçilerini öldürmeyi planlar. Bunu duyan Habib Neccar, şehre gider, Antakya’lılara ” Sizden hiçbir ücret talep etmeden hak dinini anlatan bu elçilerin söylediklerine uyun ” der. Ancak, İsa’nın elçileri de, Habib Neccar’da, işkence altında öldürülür, şehit edilirler. Üç elçiyi öldüren şehir halkı, bunun üzerine, korkunç bir ses ile helak edilirler.

Evet; Habib Neccar camiinden çıktıktan sonra; eski Hatay’da dolaşın. SİT alanı olarak ilan edilen eski şehirin arnavut kaldırımlı sokaklarındaki huzuru yaşayın. İki katlı, cumbalı ve avlulu, eski Antakya evlerini görün. Yine; şehir merkezindeki, Uzun çarşıya gitmelisiniz.

UZUN ÇARŞI:

Geleneksel el sanatlarından, lokantalara kadar her türlü mesleği icra eden esnafı burda görebilirsiniz. Çarşının her ara sokağı ve caddesi farklı meslek guruplarına ayrılmış. Burada; mutlaka, nar ekşisi satın alın. Nar ekşisini seviyor ve kullanıyorsanız, en lezzetlisini burada bulabileceğiniz kesin. Özellikle: salatalarda muhteşem bir tad. Ayrıca: buradan, keçi peyniri, çara peyniri, küflü peynir satın alabilirsiniz. Bunların yanında: bölgeye özgü: pul biber, biber salçası, şalgam suyu da satın alabilirsiniz.

Evet; Uzun Çarşıyı da gezdikten sonra, yine şehir merkezine yakın sayılabilecek uzaklıktaki (2 km.) , Saint Pierre Kilisesi sırada. Buraya gitmelisiniz. Dünyada ilk cami bu kentte olduğu gibi, dünyanın ilk kilisesi olarak kabul edilen bir mağara da, bu kentte. Evet; Saint Pierre Kilisesi ile ilgili ayrıntılı bilgiyi, yine bu sitede, başka bir sayfadan alabilirsiniz. Kiliseye gitmeden önce, bu yazıyı okuyun, geziniz daha keyifli olacaktır.

Saint Pierre Kilisesini de gezdikten sonra; biraz daha şehir dışına çıkıyoruz. Sırada: Harbiye var.

HARBİYE (DAPHNE):

Hatay-HarbiyeAntakya’ya 7 km. uzaklıkta. E-91 karayolu üzerinde. Toplu taşım araçları ile gitmek mümkün. Yayladağ eteklerinde, Suriye sınır kapısının hemen yanında. Yani: buradan Suriye sınırına ulaşım için 55 km. lik bir yol var. Evet: cennetten bir köşe olan burayı gezmeye başlıyalım.

Buraya vardığınızda; araçtan inince, yukarıdan aşağı doğru yürüyorsunuz. Sizi, birbirine karışan: et, balık, mangal kokuları, müzik sesleri, su sesleri karşılayacak. Gürül gürül akan suyun muhtelif yerlerine gazinolar, restoranlar yapılmış. Masaların ayakları suyun içinde. Masada otururken, sizde ayakkabılarınızı ve çoraplarınızı çıkararak, ayaklarınızı suyun içine sokabiliyorsunuz. Çok kalabalık. Her türden insan var.

Buranın antik çağdaki adı: Daphne. Her zaman olduğu gibi, yine Daphne’nin mitolojik hikayesini anlatmak istiyorum. Evet, efsane şöyle: ” Antik çağda, Apollon ve Daphne birbirine aşık olurlar. Apollon: müzik, aşk ve şiir tanrısıdır. Ama: aynı zamanda iyi bir okçu’dur. Bu meziyetini, hep bir övünç kaynağı olarak kullanır ve bir diğer tanrı olan Eros ile dalga geçer. Eros, buna çok kızmaktadır ve bir gün: iki ok birden fırlatır. Birinci ok: aşk ve şehvet ifade eder ve Apollon’a saplanır. İkinci ok ise; nefret ve kalpleri aşka kapatan kibir’i ifade eder ve Daphne’ye saplanır. Daphne; bunun üzerine kaçar ve ırmak kıyısına gelir. Babası nehir tanrısı Peneus’tan yardım ister. Ancak; ayaklarını yerden kımıldatamaz. Yalvarmalarını, yanlızca toprak ana duyar. Daphne’nin bacakları uyuşup katılaşmaya başlar. Kalçalarını ve karnını bir kabuk kaplar, kolları dallara, saçları yapraklara dönüşür. Apollon; aşkı Daphne’nin ” Defne Ağacına ” dönüşmesini üzüntü ile izler. Ona şöyle seslenir ;” Ey Daphne, bundan böyle, sen benim kutsal ağacımsın. Ölmeyen yaprakların başıma taç olacak, şairlerin ve kahramanların alnını süsleyecek”

Evet, burada bol miktarda defne ağacı var. Defne sabunu satılıyor. Arzu ederseniz, alabilirsiniz. Antik çağlarda; burada, Roma’lıların yazlık sarayları varmış. Şimdi ise, Antakya’lıların sayfiye yeri olma özelliğini koruyor. Aynı zamanda, tam bir piknik yeri. Her yan yemyeşil. Beldenin güneyinden çıkan kaynaklar, küçük şelaleler oluşturarak Asi nehrine kavuşuyor. Yeşiller arasındaki şelaleler bölgesi ve hidro tesislerinin çevresi; restoranlar ve çay bahçeleriyle dolu. Özellikle; yaz aylarında, sıcak günlerde, biraz nefes alıp serinlemek isteyenler için ideal bir yer. Hatta; arap ülkelerinden bile yoğun miktarda gelen turist görülüyor. Arap plakalı araçlar, bol miktarda var. Buradaki otellerde, zaten yoğun olarak arap turistler kalmakta imiş.

Harbiye denilince, buraya has bir özellikten söz etmemek olmaz. Anadolu’da ilk ipek kumaşın burada dokunduğu iddia ediliyor. Günümüzde, burada ipekli ürünler satış mağazası var. Buraya uğrarsanız: ipek ürünlerden beyendiğinizi alabilirsiniz. İpek kumaşlar, gravatlar, bayanlar için şallar, masa örtüleri gibi ürünler var.

Evet; Harbiye gezisi bittikten sonra, eyer zamanınız varsa, şehri ve çevreyi kuşbakışı seyretmenin en iyi yolu olan, Antakya kalesine çıkın.

ANTAKYA KALESİ:

İstanbul surlarından sonra, yurdumuzdaki en uzun surlar burada. Antik kenti çevreleyen bu surlar; Antakya’yı kuran, Büyük İskender’in generallerinden Selevkos tarafından, MÖ.300 yıllarında yaptırılmış. Duvarlar; büyük taş bloklarla örülmüş ve son derece sağlam yapılmış. Kalenin yapımında kullanılan büyük taşlar, adeta birbirleriyle perçinlenmiş.

Surlar; Habib Neccar Dağından, Asi nehrine kadar ulaşıyor. Bunların uzunluğu: yaklaşık 23 km. kadar ve 100-150 m. aralıklarla, 360 burçla desteklenmiş. Bu burçlar; 5 katlı. Tepedeki iç kaleyi, MS. 4 ncü yüzyılda, Bizans imparatoru Nekifhoros yaptırmış. Ancak; günümüzde, çoğu kısmı yıkık. Çünkü: depremlerden etkilenmiş. Kale duvarlarından, günümüzde ayakta kalanları: yanlızca Antakya-Altınözü yolu arasındaki Kuruyer köyü yakınlarında görülebilir. Diğer bölümleri: MS.526 yılındaki depremde yıkılmış.

Evet, kent surlarında 4 kapı mevcut. En büyük kapı: Demirkapı. Kuzeyde. Buraya, Halep Kapısı da deniliyor. MS.6 ncı yüzyılda, İmparator Justinianus zamanında, sellerin akışını kontrol etmek için yaptırılmış. Yüksekliği 10 m. Demir bir kapısı var. Günümüzde ayakta kalmış bu kapı görülmekte. Batı’da kalan kapı ise: Şam kapısı olarak isimlendirilmiş.

Bunun dışında, şehir yakınlarında, zamanınız ve imkanlarınız ölçüsünde gezebileceğiniz diğer yerler, şunlar:

TEL AÇÇANA:

Antakya-Reyhanlı karayolu üzerindedir. Burada: MÖ.5.yüzyıla ait iki saray kalıntısı bulunuyor. Burada bulunan çeşitli medeniyetlere ait eserler, günümüzde Antakya Müzesinde sergileniyor.

SURLAR:

Antakya şehrinin çevresi: ilk yapıldığında yani Seleukus döneminde, yüksek surlarla çevriliymiş. Surlar üzerinde: 360 nöbetçi kulübesi ve Habib Neccar dağının en yüksek ve sarp tepesinde de, halen kalıntıları olan bir iç kale bulunuyormuş.

DEMİRKAPI:

Hacırüküş deresinden gelen, şiddetli selleri kontrol edebilmek için, Habib Neccar dağı ile Haçdağı’nı birbirinden ayıran: derin ve dar vadi üzerinde, surların devamı niteliğinde olan, yüksek ve sağlam bir duvar olarak yapılmıştır. Aynı zamanda, şehrin giriş kapılarından biri olarak kullanılan bu duvar: günümüzde hala ayaktadır.

DEMİRKÖPRÜ:

Antakya-Reyhanlı arasında, Asi nehri üzerindedir. Taştan yapılmış ve iki ucunda kuleleri ile kapıları olan köprünün: günümüzde kullanılıyor olmasına rağmen, kuleleri yıkılmıştır.

DANA AHMETLİ KÖPRÜSÜ:

Kırıkhan ovasındadır. Karasu nehri üzerindedir. 6 gözlü bir taş köprüdür. Köprünün, 16.yüzyılda, Mimar Sinan tarafından yapıldığı biliniyor.

antakya-gece-fotografi

BAKRAS KALESİ:

Antakya-İskenderun karayolunun 27.km.dedir. Yoldan 4 km. kadar içeride, sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur.

PAYAS KALESİ:

1567 yılında yapılmış bir Osmanlı kalesidir. Son yüzyılda, hapishane olarak kullanılmıştır.

Evet; Antakya şehri gezisi için, sizlere önerebileceğim gezi planı-rotası bu. Antakya’da nereler gezilir, nereler görülür, ne satın alınır, ne yenir, ne içilir diye düşünürseniz, sanırım bu yazılanlar size bir ölçüde yardımcı olabilecektir. Bunları inceleyerek ve Antakya’daki mevcut zamanınızı düşünerek, kendinize bir gezi planı yapabilirsiniz. Ama: Antakya’da müzeyi görmeden sakın ayrılmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir